Kod Yazan Değil, Sorunu Çözen Kazanacak

2013 yılından beri kod yazan biri olarak, yazılım dünyasının geçirdiği bu büyük evrime bizzat şahit oldum. O yıllarda, bugün takıldığımız her an imdadımıza yetişen ve saniyeler içinde binlerce satır üretebilen yapay zeka asistanları yoktu. Her şeyi sıfırdan, klavye başında ilmek ilmek işlemek zorundaydık. Ancak o dönemin zorlukları, bize çok daha değerli bir yetenek kazandırdı: Sistematik düşünme ve kurgu becerisi. Öyle ki, bugün biri karşıma geçip çözülmesi gereken bir sorunu veya projeyi anlatırken, o daha cümlesini bitirmeden benim kafamda yazılımın mimarisi, veritabanı yapısı ve sistemin tüm akışı çoktan kurulmuş oluyor.

İşte yapay zekanın her yeri sardığı bu yeni çağda asıl farkı yaratan şey, tam olarak bu zihinsel süreçtir. Artık karmaşık sözdizimi kurallarını ezbere bilmek ve ekrana hatasız satırlar dizmek bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Yapay zeka araçlarına ne istediğinizi anlattığınızda, size zaten kusursuz çalışan bir kod bloğu sunabiliyorlar. Kod yazmak yavaş yavaş sıradan bir eyleme dönüşürken, asıl değer o kodu hangi sorunu çözmek için ve nasıl bir mimariyle kullanacağınızı bilmeye kayıyor. Eğer bir kişinin tek yeteneği sadece söyleneni koda dökmek ise, en büyük rakibi artık hiç yorulmayan ve maaş istemeyen bir algoritmadır.

Geleceğin kazananları, mühendislik zekasını sadece tuşlara basmak olarak görmeyenler olacak. Yapay zeka harika cevaplar verebilir ancak doğru soruyu soramaz; bir insanın veya işletmenin gerçekte neye ihtiyacı olduğunu hissedemez. Ekrana bakıp sadece kod yazan modern daktilo memurlarının devri kapanırken, teknolojiyi bir amaç değil güçlü bir araç olarak görenler yükselecek. Karşısındakini dinlerken çözümü kafasında kurabilen, problemi derinlemesine analiz edip elindeki yapay zeka araçlarını usta bir orkestra şefi gibi yönetenler, bu yeni çağın gerçek kazananları olacak.

Yüzyılların Sessiz Tanığı: Sinop Kalesi

Sinop’a gelince ilk durak haliyle Sinop Kalesi oluyor. Geçmişi oldukça eskiye, M.Ö. 2000’lerde bölgede yaşayan Gaskalara veya Milet’ten gelen göçmenlere kadar dayanıyor. Sonrasında Kimmerler, Persler, Romalılar, Bizanslılar derken 1214’te Selçukluların eline geçmiş ve savunmayı güçlendirmek için iç kale yapılmış. Evliya Çelebi bile Seyahatnamesi’nde kalenin Kumkapı ve Lonca Kapısı gibi kapılarından bahsetmiş.

Kaleyi turladıktan sonra insanın oturup deniz havası alarak bir şeyler içesi geliyor. Tam bu noktada surların üzerinde yer alan Kale Burç Cafe & Bar iyi bir seçenek.

Hemen belirteyim, bu yazı kesinlikle bir reklam veya işbirliği falan değil; sadece gittiğim ve beğendiğim bir yeri tavsiye ediyorum.

Burası öyle lüks veya şatafatlı bir mekan değil. En güzel yanı kalenin kendi dokusuna uygun olması ve surların tam üstünde denize karşı oturabilmeniz. Gündüz rüzgara karşı bir yorgunluk kahvesi içmek veya akşamları bazen olan canlı müzik eşliğinde bir şeyler yudumlamak için ideal bir yer.

Menüde çay, kahve, çeşitli kokteyller ve patates kızartması, çıtır tavuk gibi atıştırmalık şeyler var. Gitmeden önce güncel fiyatlara veya çeşitlere göz atmak isterseniz mekanda kullandıkları karekod menünün linkini de buraya bırakıyorum:

Sinop gezilecek yerler listenize kaleyi eklediyseniz, sadece yürüyüp geçmeyin. Hazır surlara çıkmışken oturup ufak bir mola verin.

Forumların Altın Çağından Kalan Bir Anı

İnternetin bugünkü gibi birkaç dev sosyal medya platformunun tekelinde olmadığı, insanların ilgi alanlarına göre forumlarda toplandığı o dönemi hatırlayanlar vardır. Dijital toplulukların vBulletin ve SMF (Simple Machines Forum) etrafında şekillendiği, bir forum kurup onu özelleştirmenin internetin en keyifli uğraşlarından biri olduğu yıllar…

Benim yazılımla tanışmam da tam olarak bu döneme, 2013 yılına denk geliyor. Yazılımla ilgilenmeye başladığım o ilk zamanlarda, ekran karşısında sadece bir şeyler tüketmek yerine üretmek istedim. Kendi dijital legolarımla oynama hevesim, beni küresel bir açık kaynak platformu olan SMF’nin derinliklerine çekti.

PHP kodlarının arasına dalmak, SMF’nin kendine has mimarisini çözmeye çalışmak ve kendi bilgisayarımda yazdığım bir kodun dünyanın bambaşka bir yerindeki bir forumda çalışabileceğini bilmek, o yaşlarda bir genç için tarif edilemez bir heyecandı.

Sadece deneme yanılma yapmakla kalmadım; hazırladığım eklentileri SMF’nin resmi mod sitesinde yayınladım. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda, bugün sahip olduğum teknik temelin ve yazılım tutkumun tohumlarının o günlerde, o satır aralarında atıldığını çok net görebiliyorum.

Zaman Kapsülünden Çıkan Eklentilerim

Buranın asıl amacının tecrübeleri ve ufak tefek bilgileri paylaşmak olduğundan bahsetmiştim. Bu amaç doğrultusunda, ilk göz ağrım olan ve benim için anı değeri taşıyan o iki eklentiyi burada bir köşeye not düşmek istedim:

İlk Deneyim, İlk Eklenti

Yayınlanma Tarihi: 18 Mayıs 2013

Yolun en başında, kodlarla boğuşarak ortaya çıkardığım ilk resmi modifikasyonum. Açık kaynak dünyasına atılmış ilk ciddi adımdı.

SMF Eklenti Sayfasına Git →

Bir Yıl Sonrası, Gelişen Beceriler

Yayınlanma Tarihi: 25 Haziran 2014

İlk eklentiden yaklaşık bir yıl sonra, sistemin yapısını daha iyi kavradığım dönemde yayınladığım ikinci çalışmam.

SMF Eklenti Sayfasına Git →

Bugün yapay zeka saniyeler içinde kod yazabiliyor olsa da, o yıllarda bir hatayı bulmak için saatlerce forumlarda dolaşmanın, kodları bozup tekrar yapmanın verdiği o “öğrenme” hissinin yeri bambaşka.

Dijital Atölyeme Hoş Geldiniz!

Klasik, otomatik oluşturulmuş bir “Merhaba Dünya” çıktısıyla başlamak yerine, buraya kendi cümlelerimi bırakmak istedim. Bloguma hoş geldiniz.

Kısaca kendimden bahsedeyim. 1998, Kastamonu Bozkurt doğumluyum. Şu an hayatıma ve çalışmalarıma Sinop’ta devam ediyorum.

Yazılımla ilgilenmeye 2013 yılında başladım. Benim için bu iş ticari bir meslekten ziyade, boş vakitlerimde yeni şeyler denediğim, kendi halimde bir şeyler ürettiğim keyifli bir uğraş oldu hep. Ekran karşısında bir şeyler inşa etmeyi, bir nevi dijital dünyada kendi legolarımla oynamayı seviyorum.

Peki bu blogu neden açtım?
Yapay zekanın saniyeler içinde kod yazdığı, her soruya anında cevap üretebildiği bu devirde kişisel blogların eski değerinin kalmadığının farkındayım. Birçok sorunun cevabı artık yapay zeka araçlarıyla çok daha hızlı bulunabiliyor.

Yine de insan elinden çıkma, yaşanmış tecrübelerden süzülmüş, deneme yanılma yoluyla kazanılmış gerçek notların yerinin farklı olduğunu düşünüyorum. Buranın asıl amacı tamamen “paylaşmak”. Yıllar içinde öğrendiğim ufak tefek bilgileri, karşılaştığım sorunlara bulduğum pratik çözümleri bir köşede kayda geçirmek istedim.

Amacım; yolu buraya düşen, bir hatayla boğuşan veya bir konuyu merak eden insanlara yardımcı olabilmek. Belki ufak bir kod parçacığı, belki de yapay zekanın bile gözden kaçırabildiği, saatlerinizi kurtaracak basit bir ipucu…

Bilgi paylaştıkça çoğalır. Yeni yazılarda görüşmek üzere!